DARISI BAŞIMIZA
1986’da tayinle Londra’ya gittiğimde, 30 günden sonra sürücü belgem geçerli olmadığından orada tekrar ehliyet almam gerekmişti. Birkaç gün izin alır gerekli evraklarla başvuru yaparım diye düşünüyordum ama öyle olmadı. Başvuru için postanede duvarda asılı kağıtlardan birini alıp doldurup posta kutusuna bırakmak yetiyormuş.
Adamlar kesin bu işi bilmiyorlar, bir kağıt doldurmakla bu iş olur mu dedim. İzmir’de sürücü belgesi almak için koca bir dosya hazırlamıştım. Kimlik fotokopisi, muhtardan ikametgah ve nüfus kağıdı sureti, devlet hastanesinden heyet raporu, sınav harcı vs. Sonra da yazılı sınava almışlardı da motordan trafik kurallarına kadar her şey sorulmuştu. Londra’da da benzeri işlemler için kendimi hazırlamış ve damarlarımdaki adrenalin tavan yapmışken bir anda her şey boşa düşmüş, mal gibi kalakalmıştım.
Birkaç gün sonra eve gelen tebligatta sınav için aracınızla, falan saatte falan adrese gelin diyordu. Sınav günü oturduğum yere yakın bir sokaktaki o adrese gittim ve arabayı park edip içinde beklemeye başladım. Belirtilen saatte bir polis memuru sınav için geldiğini söyleyerek arabada yanıma oturdu. İzmir’de, üç kişilik bir heyet gözetiminde sınava girdiğim için ben başka gelecek var mı diye bakınırken; memur sınavın nasıl ilerleyeceğini özetleyip öncelikle görüş kontrolüm için uzaktaki birkaç aracın plakasını okumamı istedi ardından da elindeki kitapçıktan trafik işaretlerinden bazılarını sordu. Sonra da, şehir içinde kısa bir turla başlayıp, otobanda devam eden ve tekrar şehir içinde başladığımız noktada biten yaklaşık yarım saatlik bir sürüş sınavı ile trafikle uyumlu ve güvenli araç kullanıp kullanmadığımı detaylı bir şekilde test etti. Dönüp arabayı park ettikten sonra; memur sınavı başarıyla tamamladığımı ve ehliyetimin adresime gönderileceğini söyleyip ayrıldı. Birkaç gün sonra da ehliyet adresime gelmişti.
Hiç para harcamadan, elimde evraklarla kapı kapı dolaşmadan, önce yazılı sonra da bir heyetle direksiyon sınavına girmeden gelen bu ehliyet; gözüme İzmir’de aldığım ehliyet kadar değerli görünmemişti. Bana göre bu işin birçok açık noktası vardı. Bir kere benim ben olduğumu gösteren bir muhtarlık belgesi veya kimlik fotokopisi istememişlerdi. Halbuki Türkiye’deki resmi ve özel kurumlarda devletin bana verdiği kimliğin yüzlerce hatta binlerce kopyası duruyordu. Adres için de muhtara değil bana inanmayı tercih ediyorlardı. Hele trafik bilgisi, görüş kontrolü ve direksiyon sınav işi tek bir memura bırakılmıştı. I-ıh dedim. Bu iş böyle olmaz.
Oluyormuş. Zaman bana İngiltere’deki trafiğin ne kadar düzgün ve kurallarına uygun işlediğini gösterdi. Sadece ehliyet alırken değil, her konuda insanlara güvenerek ve onların hayatını zorlaştırmadan da işler yürüyormuş. Önemli olanın, herkesin hayatını zorlaştırmak değil, sistemi suistimal edenin ayrıcalık tanımadan ve mutlaka, yaptığını yanına kar bırakmamak olduğunu görmüştüm.
Ne diyeyim darısı başımıza.
22 Ocak 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder