29 Mart 2026 Pazar

NE GÜNLERDİ O GÜNLER

 

NE GÜNLERDİ O GÜNLER

Sorun hayal kurmak değil, hayali gerçekleştirmek için bir şey yapmamak. İşte tam da bu yüzden buradayız bugün.

Yetmişlerde hayal kurmada sınır tanımamıştık. John Lennon 1971'de dünyaya “Imagine” diye seslenirken, 1972'de Şenay Yüzbaşıoğlu memlekette “şu dünyada herkes kardeş olsa” diyordu. O günlerde biz kıçımızın üzerine oturup şarkı söylerken galiba iyilik meleklerinin bir dokunuşuyla Dünya halklarının birleşeceğini, sınırların kalkacağını ve kimsenin aç kalmayacağını hayal ediyorduk.

Ama öyle olmadı. Bizim bu masum hayallerimizden bile servet yapmayı ihmal etmeyenler, hazır biz hayal dünyasındayken insanlığı tekrar orta çağa götürme pahasına geleceğimizi çalmanın planlarını hazırladılar.

İşte bugün tam da o planların alenen ve bütün acımasızlığıyla uygulandığı bir ortaçağ ortamındayız. İnsanlar layık oldukları şekilde yönetilirler denir ya; bu da bizim, geçmişte buraya gelmemek için hiçbir şey yapmadığımızın bir sonucu. Tıpkı hayalperest ağustos böceklerinin şarkı bitince, karıncalarından kalan soğuk, ölümcül ve karanlık bir dünyada yaşamaya mecbur olması gibi.

Halbuki geçmişte sevgi şarkıları söylediğimiz o barışçıl ortam kimseden mirası kalmamıştı. Biz oluşturmuştuk. İki dünya savaşının acılarında yeşertilen umutlarla çatılan o hayal dünyasında iktidarların karanlık emellerine yer olmamalıydı. Ama bunu engellemek için hiçbir önlem almadığımız gibi; iktidarların da bu hayali paylaştığı gibi salakça bir beklenti içine girme hatasını yaptık.

Şu anda radyoda çalan şarkı sanki halimizi özetliyor :

Those were the days my friend we thought they'd never end”

Şimdi üzerine tüy diktiğimiz bu pisliğin içinde çırpınırken birilerinin gelip bizi kurtaracağını zannedenler yine hayal kırıklığına uğrayacaklar.

Çünkü kurtarıcı biziz ve hiç bir dayatmayı kabul etmek zorunda değiliz. Bir zahmet kıçımızı kaldırıp, uyuyanları uyandırarak yeni bir dünya düzeni için bir araya gelmenin bir yolunu bulmalıyız.

Ya da radyodaki şarkıyı söylemeye devam ederiz....

Those were the days my friend we thought they'd never end”

29 Mart 2026

20 Mart 2026 Cuma

YÜRÜRKEN

 

YÜRÜRKEN

Yürürken saçlarımı karıştıran rüzgarın serinliğini kulaklarımda hissetmeye başladığımda montun kapşonunu başıma geçirdim. Yaz günleri hariç, Büyük Deniz Sahil Caddesinde kalabalıksızlığın keyfini çıkarmak için sabahın erken saatleriden iyisi yok. Sanki başkaları olsa manzarayı alıp götüreceklermiş gibi; böyle zamanlarda bu anı hiç kimseyle paylaşmak zorunda kalmamak hoşuma gidiyor.

Alargada demirli tekneler ve yüreğimde taşıdıklarımla başbaşayız. Aklım ise bomboş. Çünkü oraya birşeyler koyup saklamayı hiç beceremedim.

Yürürken ayaklarımın sakin bir tempoda adımladığı kordon boyundan, rota değiştirip her an denize dönebilirim... Suyun kucağında olmaya ihtiyacım var da... Allah'tan İngiliz Burnu'ndan gelen nemli ve soğuk rüzgar bunu yapmamam için oldukça ikna edici yoksa soğukta titrerken bir de racona ters düşeceğim. Aslında bu yürüşün bir egzersiz olma amacı yok; ancak bedenim rölantide çalışırken, meşguliyetin mutluluğu taklit edebiliyor olması huzur verici.

Sekiz yaşındaki “ben”in baktığı 360 derecelik ufuk, yaşamda ilerlerken seçimlerimi yaptıkça darala darala bugün önümde; istesem de istemesem de sadece bu sahil yolunu bıraktı. Ancak yapılacaklar listem hala uzun ve istediklerimin hepsine ulaşamadım. Fakat zaman daralıyor. Günler günleri kovalarken benim günlerimi rahat bıraksınlar diye uğraşıyorum ama nafile... Bir gün 24 saattir diyenler saatten mi çalıyorlar ne,.... bana her geçen yıl, günler biraz daha hızlı geçiyormuş gibi geliyor.

Bunların, birazdan bir kadeh viskiyle çözemeyeceğim sorunlar olmadığını biliyorum. Ardından, Foça'nın her gün biraz daha kirletilen sularında gezinen deniz kızları ile randevum yüreğimi bir sonraki buluşmamıza kadar tekrar dolduracak ve sonra ben kaldığım yerden yürümeye devam edeceğim.

20 Mart 2026