23 Şubat 2026 Pazartesi

EPSTEIN PAZARI

 EPSTEIN PAZARI

Epstein fırtınası ara sıra şiddetini artırıp, esip gürlerken fırtınaya yakalanan aristokrat, diplomat ve milyarderlerin, mevkileri, şöhretleri ve finansal güçleri hiç beklemedikleri tehditlerle karşı karşıya. Ama onları kurtaracak başka bir Epstein daha yok gibi görünüyor.

Yoksa var mı ???

Çünkü bütün bu kaosun altından çıkan istihbarat örgütünün, bugün su yüzüne çıkan bu siyasi ve finansal ağı yıllarca nasıl kullandığını fark edip de bunun buzdağının görünen ucu olduğunu düşünmemek saflık olur. Kim bilir şu anda siyaset ve iş dünyasında ipleri elinde tutan karanlık eller, fırtınada kalanlarla bizim geleceğimizi de etkileyecek hangi pazarlıkları yapıyorlar ?

Epstein'den hizmet alıp, karşılığında kendi cebinden çıkmadığı için güç ve yetkilerini onun isteklerini karşılamak için kullanmakta beis görmeyenler, şimdi içine düştükleri durumdan kurtulmakta zorlanıyorlar. Biz; yani dünyanın geri kalanı ise çekirdek çitleyip bu dizinin nereye varacağını hayretle ve merakla seyrediyoruz. Konu, basite indirgendiğinde aslında hiçbirimize yabancı değil. Olay birinin sıra dışı ve genellikle illegal bir ihtiyacını veya sorununu gideren kişinin, karşılığında aldığı açık çeki işine geldiği gibi kullanma olayıdır. Örneğin ben onun müdür olmasını sağlarsam, o da zamanı geldiğinde benim ruhsat işini halleder gibi.

Minnet borcunun bir tarifesi olmadığından hizmet alanla, verdiği hizmetin karşılığını alanın bu “alış – alış”tan veren taraf durumun farkında olmadığı sürece bir sıkıntısı olmaz. Alanlar memnun olsa da veren'in rızası yoktur. Veren taraf da genelde bu “alış-alış”ın dışındakilerdir. Epstein'in bu ilişki ağını güçlü bir örgütün kullanımına açarak bir kademe yukarı taşıması ise “alış-alış”ın türevini yaratmak gibidir. Çıkar sağlamak uğruna bütün değerleri çiğneyebilme kabiliyeti olanların dünyasında, elbette buna şaşırmıyoruz.

Epstein konusu, birçok kişinin canı yansa da bence hiçbir yere varacak gibi görünmüyor. Çünkü buzdağının altındakiler hala çok güçlü ve bu durumu bile fırsata çevirebilecek kabiliyete sahipler.

Onun için bu aralar akşam dönüşte çekirdek almayı ihmal etmiyorum.

23 Şubat 2026

10 Şubat 2026 Salı

YAŞAMIN MELODİSİ


YAŞAMIN MELODİSİ

İki kapılı bu handa, yüreğimde iz bırakan birçok müzikle büyüdüm, yaşadım. Küçükken düğünlerde ve yakınımızdaki roman mahallelerinde çaldıkları parçalar yüzünden müzik benim için neşeli ve keyifli ortamların melodisiydi. Sonra eve Novak marka kocaman, lambalı bir radyo ve pikap alınmasıyla o melodiler çeşitlendi ve yaşamımın her dönemine anlam kattı. Şimdi durup geriye bakınca, o melodilerin yaşam kronolojimle ne kadar özdeşleştiğini fark ediyorum.

İlk öğretim yıllarımda, İzmirli birçok erkek çocuk gibi, mertliğin ve vatanseverliğin türküsü “Harmandalı” ile zeybek dinleyip, zeybek oynarken; müzikle yaşamıma ilk ve en büyük anlamı katmıştım. Yüreğimdeki o pusula ne zaman kaybolsam hala bana doğru yolu göstermek için çalışır.

Rock müziğe lise çağlarındak başlayan ilgim; 1973-74 de AFS ile ABD'deyken biraz da vatan özlemiyle Tony Orlando ve Dawn'ın “Tie a yellow ribbon round the ole oak tree” ile hafızamda yerini almıştı.

Yurda döndükten sonra yerli ve yabancı pop müzik yanında Türk sanat müziği de dinlemeye başlamıştım. ODTÜ yıllarını, yurtta arkadaşlarla dinlediğimiz Epitaph (King Crimson); İzmir'e her gelişimi de pikaba 45liğini koyup mahalleye geldiğimi duyurduğum The Doobie Brothers'ın “Long Train Runnin' ” ile hatırlarım.

Mezuniyet sonrası ilk yıllar içkili sofralarının mezesi fasıl şarkıları ve Müzeyyen Senar, Zeki Müren gibi Türk Sanat Müziği sanatçıları ile geçti. İngiltere ve Hollanda'da bulunduğum yıllarda bizim şarkılarımıza, Michael Jackson, Elton John, Gipsy Kings gibi yabancı pop parçaları da katınca ortaya karışık bir şeyler çıkmıştı. İçlerinden “Feraye”, “Sevemez Kimse Seni”, “Daniel”, “You are not alone”, “Volare”, “Agora Meyhanesi”, “Gündüzüm Seninle” bu dönemi hatırlatan müzikler.

Yurda dönüşten sonraki dönemin en güzel iki parçası oğlumun piyanoda onca yıl gürültü çıkardıktan sonra çaldığı “Everything I do” (Bryan Adams) ve kızımla dans müziğimiz “ The Most Beautiful Girl” (Charlie Rich) oldu. O dönem Yaşarın “Divane” si ile de renklenmişti ama yaşamıma ayna tutan şarkı Paul Anka'nın bir Fransız bestecinin şarkısına yazdığı sözleri Frank Sinatra'ya okutarak meşhur ettiği “My Way” olmuştu.

Müziği hala çok seviyorum ve melodiler yaşamıma anlam katmaya devam ediyor. Son yılların iz bırakan iki şarkısı yüreğinde sevmek için yeri kalanlara yazılan “Sevmekten Kim Usanır” (Behiye Aksoy) ve “Caruso” (Lucia Dalla ve Pavarotti).

10 Şubat 2026